Namaz Kılıyor musun?
22/2/2008 -Kategori: NAMAZLA ALAKALI
Lütfen okuyun ve biraz düşünün...
Neden namaz kılmıyorsun???
namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???
dur ben tahmin edeyim:
namaz kılacak vaktin yok değil mi?
ama onların da yoktu...

ya bedir savaşına ne demeli:
savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu karşında en az on katın düşman vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmıyacaksın di mi bence en kolayı bu...
ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusun ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısıdaha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar;bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip namazı eda ettiler...
sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...


ama o zaman bu yoktu değil mi?

yada bu

( resimdeki yazılar için tıklayın: http://img70.
eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?
hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namazı yer yok ki evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?
sence onların yeri var mı?

buda tutmadı başka yokmu bahanen?
yada yolculuk yapıyosundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...
peki onların var mı?

buda olmadı galiba?
yada çok yoğunsundur, çok işin vardır hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?
onların da işi çok ama bi on dakika ayırabiliyorlar

ama senin bir dakikan bile yok değil mi?
bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?
iyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?
bir daha düşün sen önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?
yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?
belki şunu dersin: 'bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı kaza namazıda kılacaktım'...ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak,
ya yaşlanmazsan.
ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...
bunlar kadar gençmisin sen,ama bak onlar kılıyor neden?
namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer(r.a) 'sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil'demişti de çocuk cevap vermişti:'Amca, amca! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir.'
sen hala gencim de...?
aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...
ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun? öyle dememiş mi Peygamberimiz'namazda şifa var' kalk bir kıl bakalım namazın hastalığın kalıyor mu o zaman???
bak oda hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...(HİÇ UNUTMAM DEDEM ÖLÜM DÖŞEGİNDE DAHİ KILIYORDU)

ama ayakta duramıyosun değil mi?
oturarak kıl, oturamıyosunda(
kafanla kıl o zaman, yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yıttın galiba) zannetme ki yırttın o zaman da gözlerin kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerinde vardır...değil mi?
yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?
O 'Güzeller Güzeli'(s.a.v)nin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de, ayakalarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?
eee gördün mü kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???
değil, değil mi?
bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?
tamam hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakiti kıl olmaz mı?
oda mı yok?
bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarıda ben tahmin ediyim...
sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?
ya böyle bir ilan görsen ne yapardın acaba?

ama gitmezdin değil mi değmez onun için felan uykunu bozmana, sen mi gitmeyeceksin yalan bari söyleme ilk sen olmak için geceyi orda geçirirdin...
olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaşede namaza vakit mi ayırcaksınbir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz bu kadar işin arasında namaz mı olur?

ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belkide zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyosun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???
ya ikindi ne olacak??
dur şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını felan kılamazsın, ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş Peygamberimiz'hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin,... o zaman namaz kılda geçsin bunların hepsi...
ya akşam namazı???
oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vaktide kısa yetişemiyorsun değil mi?
evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha bulabilecekmisin o vakti???
yatsı namazını hiç sormuyum değil mi?
o saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...
ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?


eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı,var mı başka bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi? kalmadı çünkü başka bahane... aslında var ben sana söyleyim mi üstelik bu sefer kesin kurtulursun namaz kılmaktan(zaten kılmıyosunda) üstelik bir tane değil, ne mi dur söyleyim:
1 : ÖLÜ İSEN
2: DELİ İSEN
3: ÇOCUK İSEN
4: HAYVAN İSEN
5: İNKARCI(KAFİR) İSEN
ne dersin sıyırdın bu sefer ha?
ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve insansın, Allah korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın.
sana sesleniyorum ey insan boşver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? koskoca bir hiç. yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın? dur onuda söyleyim:
sen müslümansın degil mi?(elhamdülillah) eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana müslüman oldugunu, tabi ki namaz kılarak islam demek namaz demektir namaz dinin direğidir onun için...
bir de gözünü çevirde bak etrafına

bu güzellikleri Yaratan övülmez mi, ona sana verdiği binlerce nimet için şükredilmez mi, tabi ki şükredilir bu da en güzel şekli olan namazla olur, hem sen namaz kılmakla Allah 'ı yüceltemezsin O zaten Yüceler Yücesi , sen ancak Rabbimin katında kendini yüceltirsin..
tamam sen boşver hepsini sen bunlara da mı acımıyorsun
Yüce Allah buyurmuyor mu:
'namazdan sonra edilen dua reddolunmaz' diye, haydi onlar için başka bir yapmıyorsun(yapamı
hem bak doğada herşey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun
(mihraba vuran ışık namaz kılan insan figürünü andırıyor!)


şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?
haydi Hz.Mevlana'ca namaz kılmaya var mısın??
onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?
veysel karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...
Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da 'biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz' demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,
Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?
ve O GÜZELLER GÜZELİ Peygamberimiz, namazı en güzel kılan O kimse onun gibi Kılamazdı, varmısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?
biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda...nası
öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın...
öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ Allah TEALA ve meleklerle saf tutarak...
öyle bir namaz kılacaksın ki Mevlana'ca:

Namaza tekbirle girmek,'İlahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !' demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi ğibi, tekbirle namaza başlamak da, 'Allah 'ım canımız Sana feda olsun!' anlamındadır.
Namazda kıyama durmak, Allah 'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kullundan ve işledği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.
Başı rükuda iken'Hakk'ın suallerine cevap ver' diye İlahi ferman gelir. Kul, rükudan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.
Tekrar ona,'Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver' diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.

Aslında sen namazı Kabe de kılıyorsun biliyor musun? evet sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kabe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşAllah ön saflarda da kılmak nasip olur...
var mısın böyle namaz kılmaya?
hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaradanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...
hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun gücünü
biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı
haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...
KURTAR KENDİNİ...
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Rasulullah'in Halasi; Erva Binti Abdülmuttalib (r.a)
13/2/2008 -Kategori: ASHABI KIRAMIN IMANI
Rasulullah'in Halasý; Erva Binti Abdülmuttalib (r.a)
Oglunun delaletiyle islamla sereflenen bir hanim sahabi...
Çocuguna devamli nasihat eden, Rasulullah'in yanindan ayrilmamasini tenbih eden, ona destek olmasini isteyen faziletli bir anne...
O,Cahiliyye döneminde Umeyr bin Vehb ile evlendi. Ondan Tuleyb adinda bir oglu oldu.Tuleyb islam'in ilk günlerinde Erkam'in evinde islam'la sereflendi. Annesi Erva Hatunun da müslüman olmasi için dualar etti.
Birgün annesiyle karsilikli olarak tatli tatli sohbet etti. Aralarinda söyle bir konusma geçti:
"Bak anne! Ben müslüman oldum. Muhammed aleyhisselama uydum. Ona teslim oldum." dedi. Erva Hatun da:
"Hiç süphesiz dayinin oglu, senin yardimina ve destegine herkesten daha layiktir. Vallahi onu erkeklere karsi korumaya gücümüz yetseydi, her tecavüzden korurduk." dedi.
Tuleyb annesinin bu yumusak davranisinin destek manasina geldigini anladi. Ona daha nazik davranmaya, sözlerine, hareketlerine daha önem vermeye çalisti. Anneciginin bir an önce küfür batakligindan kurtulmasini istiyordu. Bunun için zaman kolluyor, firsat gözlüyordu.
Islamiyet gün geçtikçe Mekke'de yayiliyor ve müslümanlar çogaliyordu. Mekke'nin ileri gelen gençleri hep müslüman olmuslardi.Halkin arasinda cesaretiyle, kahramanligiyla taninan bilegi bükülmez, korkusuz yigit Hz.Hamza da islam'in nuruna kavusmustu.
Tuleyb (r.a) bir an önce anneciginin de cehalet karanliklarindan ve küfür batakligindan kurtulmasini arzu ediyordu. Bu sebeple giyabinda devamli dua yapiyordu. Dayisinin islam'a girmesini firsat bilerek annecigine tatli ve yumusak bir üslup ile yalvarmaya basladi. Ona islam'in güzelliklerini anlatti.söyle dedi:
"Annecigim! Seni müslüman olmaktan ve Rasulullah'a teslim olup ona uymaktan alikoyan nedir? Bak kardesin Hamza da müslüman oldu." dedi.
Erva Hatun oglunun bu merhametli nazik davranislari karsisinda dayanamadi. Gönlü isindi ama teslim de olamadi."Oglum! Kardesimin yaptiklarina bakiyorum. Sonra onlardan biri olacagim" diyerek kadin safiyeti içinde bir cevap verdi.
Tuleyb (r.a) annesinin islam'a hazir hale geldigini fakat vaktini bekledigini hissetti. Onu üzecek bir harekette bulunmadan arzusunu tekrar etti ve "Öyle ise ey annecigim! Sen Rasulullah'a gidip kelime-i sahadet getirinceye kadar ben de
'a yalvarmaya devam edecegim" diyerek üzerine düsen hizmete, duaya devam etti.Oglunun bu nazli yakarislarina, samimi davranislarina gönlünün derinliklerinden gelen sevgisine dayanamayan Erva Hatun bu engin sefkat ve edeb karsisinda teslim oldu ve kelime-i sehadet getirdi.
Erva Hatun islam'la sereflendikten donra yegeni Hz.Muhammed (s.a.v)'e daha çok yardimci oldu. Oglunu Rasulullah'in yanindan ayrilmamasi için devamli tesvik etti. islam'in yayilmasi konusunda destek olmasini istedi.
Birgün oglu Tuleyb, Ebu Cehil'in Efendimize hakaret ettigini, sövüp saydigini duydu. Onun bu kaba hareketine dayanamasi. Eline geçirdigi deve kemigi ile kosup gitti ve Ebu Cehil'in basini yardi. Ebu Cehil'in avanesi Tuleyb'i tutup bagladilar. Dayisi Ebu Leheb araya girerek onun baglarini çözdü ve yegenini kurtardi. Sonra kizkardesi Erva Hatun'un yanina geldi ve
"Tuleyb Muhammed için kendisini tehlikeye atiyor. Onun yaptiklarini görmüyor musun?" diyerek azarladi.
Erva Hatun ise sakin bir sekilde müsrik kardesine söyle cevap verdi:
"Onun günlerinin en hayirlisi, hayatinin en serefli dönemi dayisinin oglu Muhammed'i korudugu ve ona yardim ettigi günlerdir. O,
'tan hak ve gerçegi getirmistir." diyerek oglunu destekledigini ifade etti.Erva Hatun hem Cahiliyye döneminde hem islam'la sereflendikten sonra seref ve faziletiyle taninan, görüslerine basvurulan kavminin ileri gelen hanimlarindan biriydi. sair ruhlu oldugu için sözleriyle ve siirleriyle Resul-i Ekrem Efendimizi ve müslümanlari savunmaya gayret etmistir.
Cenab-i Hak cümlemizin kalblerini islam'i yasama ve destekleme yolunda Erva binti Abdülmuttalib (r.anha)'nin aski, heyecani , gayreti ve titizligi ile doldurmayi nasib eylesin.sefaatlerine nail eylesin.
Amin!
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Allahin dinine hizmet etmenin ehemiyyeti
12/2/2008 -Kategori: Suleyman Hilmi Tunahan Hazretleri
Muhterem Müminler
Sohbetimiz Allahın dinine hizmet hususunda gösterilmesi icabeden gayret hususunda olacaktır.
Mahlukatın en şereflisi olan insana verilen vazife, “Her nimetin, külfeti; nimetin büyüklüğüne göredir”, kaidesince bütün vazifelerin en yücesidir. Hakka ibadet, halka hizmet şeklinde hulasa edilen bu vazife, peygamberler mesleğidir.
Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla hizmet edenler müsavi olmazlar.[1]
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise, Hz. Ebu Rafi’ (R.A)’a şu nasihatte bulunmuşlardır: “(Ya Ebâ Rafi’!) Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtan ile Allah’ın bir kişiye hidayet vermesi, senin için, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.[2]
Din-i Celil-i İslam’ı tebliğ hususunda, Peygamber Efendimizin çektiği sıkıntıları ve bunlara karşı gösterdiği sonsuz tahammülü kelimeler ile anlatmak mümkün değildir. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Yemin ederim ki, Allah yolunda, kimsenin görmediği eziyetleri gördüm. Allah uğrunda, hiç kimsenin görmediği korkulara maruz kaldım. Öyle bir otuz gün ve gece geçirdim ki, Bilal’in koltuğu altında sakladığı yiyecek dışında ne bende ne Bilal’de bir canlının yiyebileceği bir şey vardı.” Cenabı hak Peygamber efendimizin sonsuz gayretini şöyle beyan ederler “Ey Habibim! Nerdeyse sen, bu söze (Kur’an’a) inanmayanların ardından üzülerek kendini helak edeceksin.”[3]
Kendisini dinimizin en iyi, en doğru ve en süratli bir şekilde öğretilmesi ve yaşatılması davasına veren; “Efendi, biraz istirahat buyursanız.” denildiğinde: “Günde binlerce insanın imanı sönerken, ben nasıl ayaklarımı uzatıp yatabilirim.”, buyuran; “Hocalıkta bize ekmek kalmadı.”, diyenlere: “Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık, Allah’ın, Rasülüllah’ın, kitabullah’ın ve din-i mübin-i İslamın tebliğ memurluğudur.”, şeklinde cevap veren; hastalığı sebebiyle, istirahat ettiği odasına, elinde kitabıyla giren talebesine:
“Gel evladım, biraz okuyalım... Biz değil yorgunluk, rahatsızlık; mezara gidiyor dahi olsak; okumak, okutmak ve hizmet denilince koşarız”, buyuran Allah dostlari, maruz kaldıkları sıkıntılara rağmen, gayret-i diniyyelerinde zerre kadar noksanlık olmadan, kendilerine verilen vazifeleri en güzel şekilde ifa etmişlerdir.
Muhterem Müminler!
Peygamber Efendimiz bir savaş dönüşü, kızı Hz. Fatıma R.Anha’nın evine uğramışlardı. Hz. Fatıma, çok sevdiği babasının, yüzünün solmuş, elbiselerinin eskimiş olduğunu görünce, dayanamayıp, Allah Rasülünün boynuna sarılarak, ağlamaya başladı. Kızını teselli etmek isteyen fahr-i alem: “Ya Fatıma, ağlama! Allah, babanı öyle bir dava ile göndermiştir ki, bu din gecenin olduğu her yere ulaşacak, yeryüzünde topraktan, deve tüyünden ve kıldan mamul ne kadar ev varsa, Allah bu dava sebebiyle, evlere ya izzeti, yahut zilleti verecek.”[4] buyurdular
Şu bir hakikattir ki bu hizmetlerin bize ihtiyacı yoktur.Cenabı Hak dinin kıyamet sabahına kadar devam edeceğini,kendi kelamı kadimiyle yazmış,bir kafirle dahi olsa bu dinin her tarafa yayılacağını bildirmiştir. O halde müminler olarak bütün arzu ve gayretimiz, Cenab-ı Hakkın bizleri son nefese kadar son nefes dahil dinin hizmetçilerinden kılmasıdır.
Peygamber Efendimiz, Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Dünyanın ömrü olduğu müddetçe, Allah’ın kıyamet emri gelinceye kadar, ümmetimden hak üzere, gâlip ve daima dine destek olan bir cemaat asla zail olmayacak. Bunlar dine sahip çıkacaklardır. Kendilerine muhalefet edenler onlara hiçbir zaman zarar veremeyecektir.”[5] Bizlere düşen vazife bu taifeden olmaya çalışmaktır.
H.z Üstazım Suleyman Hilmi TUnahan Evlatlarım! Sizler ne büyük mükâfata nail olacaksınız bir bilseniz.Yarın kıyamet gününde bizler geçerken mahşer halkı gıpta ile peygamber efendimize sorarlar: Ya Rasülallah bunlar enbiya mıdır? Cevap hayır. Bunlar şüheda mıdır? Cevap hayır. Bunlar evliya mıdır? Cevap hayır. Öyle ise kimdir bunlar? Rasülüllah Efendimiz: “Bunlar ahir zamanda sönmek üzere olan dini celil-i islamı ümmeti muhammedin evladına aşılayan mücahidlerdir”. Buyururlar.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DOST VE ARKADAŞ
18/1/2008 -Kategori: Makaleler
DOST VE ARKADAŞ
Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır.
Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
Arkadaş senin ağladığını görmez.
Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir
Dost sana yardım etmek için erken gelir, Toparlanman için geç gider.
Arkadaş, onu yattıktan sonra ararsan rahatsız olur.
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için
Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür.
Dost ise tekrar arar.
Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister.
Dost ise her zaman senin arkandadır.
Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir.
Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar.
Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
Arkadaş sizi ikinci görmek ister.
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar.
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır.
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar.
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız.
Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
Sevgiyle kal DOSTUM...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Muharremi Serif ayi ve asure gununun fazileti
11/1/2008 -Kategori: MUHARREM HAKKINDA YAZILAR
Mevzumuz, Muharremi şerif ayı ve Âşure gününün fazileti hakkındadır.
Yüce Mevlamız Tevbe Suresinin 36.ayeti kerimesinde buyuruyorlar ki; “Gökleri ve yeri yarattığı günde Allahın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup,bunlardan dördü haram aylardır.”
İşte Haram aylardan birisi olan idrak edeceğimiz Muharrem-i Şerîf ayı; içinde zuhûra gelen ulvî hâdiseler, vukû bulan ilâhî tecellîler ve islâmî bir tarih başlangıcı kabul edilmesi bakımından Müslümanlar arasında büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Hicretin on altı veya on yedinci yılında toplanan İslâm şurâsında ileri sürülen muhtelif fikirler arasında, Hz. Ali Efendimizin nokta-i nazarı kabûl edilip, ilk İslâm muhacirlerinin Muharrem ayında hicret etmeleri sebebiyle bu ay tarih başlangıcı olarak kabul edildi. Hatta; Muharrem ayının İslâmiyetten öncesine uzanan bir şöhreti ve kıymetide vardır. Denilebilir ki Muharrem ayı, bütün beşeriyet tarihinde ehemmiyeti olan bir aydır.
Muharrem-i Şerîf ayı Hicri senenin birinci ayı olması hasebiyle mü’minlerin birbirlerinin hicrî sene başısını tebrîk etmeleri ve yeni senenin kendileri ve tüm İslâm âlemi hakkında hayırlara vesile olması için Cenâb-ı Hak’ka duâ ve ilticâ etmeleri icâb eder. Ayrıca bu günlerde, fakirlere-yoksullara yardımda bulunmak, kimsesizleri ve hastaları ziyaret etmek de güzel görülmüştür. Allah dostları tarafından beyan edilen, bu aya ve Aşûrâ gününe mahsus bir takım ibâdetler de mevcuttur. Şöyle ki; Bu ayın ilk gecesi Akşamla yatsı arasında Allah rızası için iki rekat namaz kılınır. ilk on gün içinde kılınması ehemmiyetle tavsiye olunan altı rek’atlık namazda vardır. ayrıca ilk gecesi birde tesbih namazı kılınması mühim tavsiyelerdendir.Bu namazların niyet ve kılınış şekilleri duâ kitaplarında ve takvim yapraklarında mevcuttur.Ayrıca Muharremin birinci gününde her birinde besmele çekerek bir defada bin ihlas-ı şerif okuyanları,Cenabı hak lütfuyla,keremiyle huzuruna bu âlemden kul borcuyla götürmeyecektir.
Muharrem-i Şerîf ayının onuncu günü Âşûrâ günü, dinimizce büyük ehemmiyet arz etmekte ve birçok ilahi tecelliye zarf olmuş bulunmaktadır. Fakih Ebulleys es-Semerkandî (rh) hazretlerinin beyanına göre Âşûrâ Gününde vaki’ olduğu rivayet edilen bazı hadiseler şunlardır.1.Yerlerin ve göklerin yaratılması.2.Hazreti Âdem'in tevbesinin kabul edilmesi3. Hz. Musa'nın, Firavun'un şerrinden kurtulması ve Firavun'un helâk olması. 4. Hz. İbrahim'in (AS) dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması..5. Hz. Eyyüb Aleyhisselam'ın hastalıktan şifâ bulması. 6. Hz. Yunus Aleyhisselâm'ın balığın karnından kurtulması.7. Hz. Süleyman Aleyhisselâm'a saltanat verilmesi. 8. Hz. Nuh Aleyhisselâm'ın gemisinin karaya oturması. 9. Hazreti Hüseyin'in şehid edilmesi 10. Kıyametin kopması da Aşure günü olacaktır
Muhterem Mü’minler!
Âşûrâ Günü’nün bu müstesna kıymeti sebebiyle Rasûlüllâh Efendimiz bu günde oruç tutar ve eshâbına da tavsiye ederlerdi. Bir Hadîs-i Şeriflerinde Rasûlüllâh Efendimiz meâlen:”Ramazan’dan sonra oruçların en faziletlisi, şehrullah olan Muharrem (ayında tutulan)dır. Farzlardan sonra namaz(lar)ın en faziletlisi gece namazıdır.” buyurmaktadırlar.
Başka bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz:Kim arefe günü oruç tutarsa iki senelik günahına kefaret olur, kimde Muharrem ayında birgün oruç tutarsa her bir günü için otuz gün sevabı verilir.buyurmaktadırlar.
Bu ayın birinden onuna kadar on gün oruç tutmak ve onuncu gün aşure pişirmek faziletli ibadetlerdendir.Bunu yerine getirenlerin Hz.Hasan ve Hüseyin Efendilerimizle cennete girecekleri ümit edilir.On günlük oruç tutamayanlar mümkünse 8,9,10.günleri oruç tutmalıdır. Ayrıca Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nafile oruç sevâbı verileceği de beyan edilmektedir.
Abdullah ibn-i Abbas(r.a.) naklediyor:””Rasülüllah(s.a.v.)Efendimiz Âşûrâ günü oruç tuttu ve o günün orucunu tutmayı bize de emretti. Ashâb:”Ey Allâh’ın Rasûlü(s.a.v), o(Âşûrâ) Yahûdi ve Nasrânî’lerin büyük saydıkları bir gündür.” dediler. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz: “Gelecek sene olduğunda -inşaallah- dokuzuncu günü (ile birlikte) oruç tutarız.” buyurdular. Ertesi sene(nin Muharrem ayı) gelmeden önce Rasûlüllâh vefat etti.”” İşte bu sebebledir ki, Âşûrâ gününü tek başına değil, dokuzuncu günle beraber veya bu mümkün olmamış ise on birinci günle beraber tutulması tavsiye olunmaktadır.
Rasûlüllâh Efendimiz(s.a.v.) Ramazan orucundan sonra en fazla Âşûrâ orucuna ehemmiyet verirdi. Nâfile olarak yapılan ibadetlerin sevabı, on mislidir. Nafile olmasına rağmen Âşûrâ orucunun müstesnâ bir durumu vardır. Peygamber(s.a.v.)Efendimiz bir Hadîs-i Şeriflerinde bu hususu şöyle izah buyurmaktadırlar:”Âşûrâ gününün orucu -Allâh’a karşı hüsn-ü zannım odur ki- bir önceki sene(de işlenen hata) yı örter.” Âşûrâ gününde her mü’minin on kişiye birer selâm veya bir kişiye on selâm vermesi tavsiye edilmektedir. Bu günde gusül abdesti alan kimsenin sene boyunca ufak tefek hastalıklardan berî olacağı ve o gün, çoluk ve çocuğunun nafakasını geniş tutması halinde ecir ve berekete vesîle olacağı beyan edilmektedir. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bir Hadîs-i Şeriflerinde meâlen: “Kim âile efrâdına Âşûrâ günü(nün nafakasını) geniş tutarsa Allah’da ona senenin tamamında genişlik verir.” buyurmaktadırlar.
Muhterem Mü’minler!
Hz.Allah bir kulunu sevdiği zaman onu kıymetli vakitlerde Salih amellerle,Bir kuluna da buğz ederse onu da kıymetli vakitlerde kötü amellerle meşgul eder.Onun için kıymetli vakitlerin kıymetini idrak edip ona göre gayret etmek icabetmektedir.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MUHARREM
11/1/2008 -Kategori: MUHARREM HAKKINDA YAZILAR
|
MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜNDE NE YAPILIR? | |
| Muharremin birinci gününde, her birinde besmele çekerek, bir defada 1000 İhlâs-ı Şerif okuyanları, Cenâb-ı Hakk lütfuyla ve keremiyle huzûruna bu âlemden kul borcu ile götürmeyecektir. Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10. gün âşûra pişirmek faziletli ibâdetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüma) Efendilerimizle cennete girecekleri ümit edilir. Bu on günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günleri oruç tutmalıdırlar. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) 9. günü seferde bulunduğundan yalnız 10. günü oruç tutmuşlar ve "Sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız" buyurmuşlardır. Bu ay içinde; perşembe, cuma, cumartesi günleri peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat) |
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
yilbasi kutlama ( Ehli kufre benzemekden sakinmak)
31/12/2007 -Kategori: EHLI KUFRE BEZEMEKTEN SAKINMAK
Muhterem Müminler!
Sohbetimiz, ehl-i küfre benzemekten sakınmak hakkında olacaktır.
Teşebbüh; taklid etmek, benzemek manalarına gelir. Bu benzeme, inanç ve itikâdî esaslarda olacağı gibi, efkâr, akval ve ef’alde de olabilir. Teşebbüh, küfre olursa, küfür; masiyete olursa, masiyet; hayra ve güzelliğe olursa makbul ve muteberdir.[1]
Hoşgörü ve müsamahayı esas alan İslam dini, başkasına benzeme ve bilhassa küffâr ve füssâkı taklit etme hususunda, çemberi iyice daraltmıştır. Adam öldürmek, zina etmek, içki içmek gibi fiiller çok büyük günah olmasına rağmen küfür sayılmazken, gerek akval ve ef’alde ve gerekse adet ve yaşayışta ehl-i küfrü taklid etmek, dinimizce küfür sayılmıştır. Dinin direği olan namaz ibadeti dahi, güneşe tapanlara benzeme sebebiyle, muayyen vakitlerde masiyet olarak addedilir.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde şöyle buyurur: “Ey iman edenler. Yahud ile Nasarâyı yâr tutmayın. Onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar ve siz müminlerden her kim, onları yar tanır, veli tutarsa, şübhe yokki o da onlardandır. Onlara temessül etmiş, onların huyunu kapmıştır. O artık hakka değil onlara ve hevasına hizmet eder. Netice itibariyle onlardan sayılır. Ahirette onlarla beraber haşrolunur.”[2]
Peygamber Efendimiz (S.A.V) de ehl-i küfre teşebbühten tahzir için: “Kim bir kavme benzemeye azmederse, o ondandır.”[3] Yine, “Bir kişi diğer bir kişinin ameline, yoluna ve âdetine razı olursa, muhakkak ki o onlardandır.”[4] buyurmuşlardır.
Naklolunduğuna göre Muaviye oğlu Haris, Medine’ye, Hz. Ömer’in yanına geldiğinde, aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Şam’da durum nasıl?
-Allah’a hamdolsun, iyi.
-İhtimal ki müşriklerle de oturup kalkıyorsunuzdur?
-Hayır, ey müminlerin emiri.
-Sizler, müşriklerle hemhal olursanız, bunun neticesinde, çok sürmez onlarla beraber yemek de yer, meşrubat’da içersiniz. Onlarla-oturup kalkmadığınız müddetçe daima hayır içinde olursunuz.[5]
Babası gibi oğlu da bu hususta çok dikkatlidir. İbn-i Ömer R.A teşebbüh hakkında şöyle buyururlar: “Bir kimse müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet günü onlarla beraber haşrolunur.”[6]
Ehl-i Sünnetin müdâfiilerinden İmam-ı Rabbanî Hazretleri de: “İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. Toplu İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Halbuki küfürden teberri etmek, şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.” buyurarak, şöyle devam eder.
Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icab ettirir. Nitekim Ehl-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffarın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlara benzeyen hediyeler yollarlar...Böylelikle o merasime tam manası ile itina ederler.”[7]
Ehl-i sünnet ve cemaat yoluna sımsıkı bağlanarak, hayatı boyunca bunun mücadelesini vermiş olan İmam-ı Rabbani hazretleri, bu tür merasimleri icra ile ehl-i küfre benzeyenlerin acıklı sonunu şu ifadeleriyle haber verirler:
“Bir defasında, bir hasta şahsın ziyaretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki: Kalbi, şiddetli zulmetler içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de hiç kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfürden naşidir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh yerinde bir iş değil. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına kalmıştır. Ki küfrün cezası da odur.”[8]
Muhterem Müminler!
Fahr-i Kainat efendimiz, bütün alemlere peygamber olarak gönderilmiştir. Tebliğ vazifesinin sınırları bütün alemi içine alır. Hiçbir topluluk bu çemberin haricinde değildir. İnsanlığı islamda kardeş olmaya davet etmişler, hiçbir toplulukta bulunmayan düşünce, hareket ve yaşayışı tesis etme gayretinde olup, taklitten uzak, Allah’ın emirleriyle sünnet-i seniyyeyi mezcederek yepyeni bir yaşayış tesis etmişlerdir.
“Kim bir kavmi severse Hz.Allah, o kimseyi onlarla beraber haşreder” [9] buyururak, ümmetini ehl-i küfre benzemek ve onlara sevgi beslemekten sakındırmışlar; sünnet-i seniyyeleriyle de bunu fiilen tatbik etmişlerdir. Onlar saçlarını uzatırlarsa, o kısaltıyor, onlar yatarlarsa o uyanık duruyor, onlar bir gün oruç tutarlarsa, o iki gün tutuyor ve onlara muhalefeti ve sünnet-i seniyyeye sarılmayı emrediyordu.
Ayet-i celilede “Şanım hakkı için muhakkak ki size Rasülüllahda pek güzel bir numune vardır.[10] buyurulduğu üzere taklid edilecek, sadece O ve varisleridir.
İmam-ı Rabbanî hazretleri şöyle buyururlar: “Fazilet, Peygamber Efendimizin sünnetine mütabaata; meziyet, onun dininin icaplarını yerine getirmeye bağlıdır. Bu mütabaat üzere vaki olan gündüz ortasında uyumak dahi, böyle bir mütabaat üzere yapılmayan, binlerce geceyi ihya etmekten daha faziletlidir.” [11]
[1] Abnul Mabud şerh-i Süneni Ebi Davud c.11 s.95
[2] Maide 51 Elmalılı c.3 s.1712
[3] Feyzül Kadir.
[4] Kenzül Ummal c.9 s.10
[5] Hayatüssahabe c.3 s.259
[6] Feyzül Kadir s.104
[7] Mektubat-ı şerife c.3 m.41
[8] Mektubat-ı şerif c.1 m.266
[9] Kenzül ummal
[10] Ahzab 2
[11] Mektub 114 s.117
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
CUMANIZ MUBAREK OLSUN SALAVATI SERIFE OKUYALIM
7/12/2007 -Kategori: PEYGAMBER EFENDIMIZ
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü'minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. Ahzâb Sûresi 33/56.
Muhterem Mü’minler!
Sohbetimiz Salevât-ı Şerîfenin Fazîleti hakkındadır.
Cenâb-ı Hakk sohbetimin başında okuduğum âyet-i kerîmesinde: “Şübhesiz ki Allah(cc) ve melekleri o peygambere çok salât (ve tekrîm) ederler. Ey îman edenler, siz de ona salât edin, tam bir teslimiyetle de selâm verin.” buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme mûcibince her mü’minin ömründe bir kere salevât-ı şerîfe okuması farzdır. Peygamber Efendimiz(sav)’in ismini her işittiğimizde ise salevât-ı şerîfe okumak sahih görülen kavle göre vâcibtir. Namazın sonunda tahiyyattan sonra okumak ise sünnettir. Muhtelif lâfızlarla, okunabilecek olan salevât-ı şerîfeden maksat, Rasûlüllah Efendimize Allâh-ü Teâlâ’dan rahmet temennîsinde bulunmaktır. En kısa ve kolay şekli: “ Allahumme salli ala seyyidina muhammedin ve ala seyyidina muhammed.” demektir. Bundan başka Salât-ı Münciye, Salât-ı Nâriye, Salât-ı Fethıyye gibi okunmasında çok ecir ve mükafat olan ve muhtelif esrârı ihtivâ eden salevât-ı şerîfeler de vardır. Bunlar ilmihal ve duâ kitablarında mevcuttur.
Hiç şübhesiz Rabbimizin bu ‘salât-ü selâm’ emrinde biz kulları için bildiğimiz bilmediğimiz birçok hikmetler vardır. Her şeyden evvel Mevlâmızın rızâsına nâiliyyete ve Rasûlüllah Efendimiz’in şefaatine mazhar olmaya vesîledir. Nitekim Peygamber Efendimiz(sav) hadîs-i şerîflerinde: “Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, üzerime en çok salât-ü selâm edenidir.” “Yanında anıldığım kimse bana salât getirmezse şekâvet etmiş olur.” “Yanında anıldığım kimse bana salâtda hatâ eder (salât getirmez) ise Cennetin yolunu (bulmakta) hatâ etmiş olur.” buyurmaktadırlar. Diğer bir hadîs-i şerîflerinde: “Kim sabaha erdiğinde on ve akşama erdiğinde on defa salât ederse, kıyâmet günü şefaatim ona ulaşır” buyurmaktadırlar. Salevât-ı Şerîfenin diğer mühim bir husûsiyeti de; mü’minin duâsı ile Allah(cc) arasındaki perdeyi izâle etmesidir. Nitekim bu hususla alâkalı olarak Rasûlüllah Efendimiz(sav): “Duâ. Muhammed’e ve âline; salevât getirinceye kadar Allah(cc)’a karşı perdelidir.” buyurmaktadırlar. Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’a yaptığımız her duâ ve ilticâdan önce ve sonra muhakkak salevât-ı şerîfe okunması, duânın kabûlüne -biiznillâh- vesîle olacaktır.
Rasûlüllah Efendimiz(sav) hadîs-i şerîflerinde: “Kim sabaha erdiği ve akşama girdiği vakit bana on salât getirirse kıyâmet günü ona husûsî şefaatim olacaktır.” “Kim bana günde yüz defâ salât edecek olursa Allah-ü Teâlâ onun –yetmişi âhiretine otuzu dünyâsına âit olmak üzere- yüz hâcetini bitirir” buyurmaktadırlar.
Salevât-ı Şerîfe kerâhet vakitleride dâhil her zaman okunabilir. Bilhâssa Cum’a gecesi ve gündüzünde salevât-ı şerîfe okumakla çok meşgul olunması tavsiye olunmaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz(sav) hadîs-i şerîflerinde: “Cum’a günü bana salât (-ü selâm) ı çok edin. Çünkü o gün, meleklerin hazır olup şâhidlik edeceği bir ‘yevm-i meşhûr’ dur. Bir kimse bana salât etmeye dursun onun salâtı, o kimse (virdinden) ayrıldığında bana arz olunur” buyurmaktadırlar.
Muhterem Müminler
Hulâsâ olarak; yukarıda keyfiyyetini ve fazîletini izâh etmeye çalıştığımız salevât-ı şerîfe, duâlarımızın kabûlüne, günahlarımızın afvına, derecelerimizin yükselmesine, Rasûlüllah Efendimizin şefaatine mazhar olmaya ve bunların neticesi olarak ta Cennet ve Cemâl-i İlâhî’ye vâsıl olmaya vesîledir. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde buyuruyorlar ki: “Kim bana bir kere salât ederse Allah(cc) ona on salât eder. Onun on günahını düşürür(bağışlar), derecesini de on (kat) yükseltir.”
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
MULK ( 3,4 ) AYET
26/11/2007 -Kategori: Sohbetler

_________________
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KULUN GÜNAHLARINI DÖKEN TESBIH
25/11/2007 -Kategori: DUA
KULUN GÜNAHLARINI DÖKEN TESBIH
Enes bin Mâlik (r.a.)’den rivayet ediliyor:
Resûlüllah, yapraklari kurumuş bir ağaca uğrayip bastonuyla ona vurdu ve yapraklari döküldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
Elhamdü lillâh. Ve sübhâna’l-lâh ve lâ ilâhe illa’l-lâhü vallâhü ekber, sözü, kulun günahlarini, şu ağacin yapraklari döktüğü gibi mutlaka döker.
40 MILYON SEVAP
Temîm ed-Dârî (r.a.) Hazretlerinden rivayet edilmiştir. Peygamberimiz buyurdular ki:
Kim 10 defa:
Eşhedü en la ilâhe illa’l-lahü vahdehû lâ şerike leh. İlâhen vâhıden ehaden, sameden lem yettehız sâhıbeten ve lâ veledâ ve lem yekün lehû küfüven ehad, derse Allah kendisine 40 milyon sevap yazar.
Manasi: ”Ben sehâdet ederim ki Allah’tan baska ilâh yoktur. (O Allah) Vâhid, Ehad, Samed (olan) ilâh (imizdir). Es ve evlât edinmekten münezzehtir. Hicbir sey O’na denk değildir.”
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı